Bir tren seyahati nelere kadir!
Blogdaki yazışmalardan sonra bilişsel bilim profesörü ve Apple´da da çalışmış Donald Norman´ın iki kitabını okumaya karar verdim. The Design of Everyday Things ve Things That Make Us Smart.
Son kullanıcıya yönelik bilgisayar programları geliştiren ve aynı zamanda bilişsel bilimle ilgili bir şeyler öğrenmeye çalışan biri için epey ufuk ve vizyon açıcı kitaplardı. Uzun zamandır aklımda olan bazı fikirlerle bu kitaplarda karşılaşmak ve Norman´ın bakış açısının benimkine benzediğini görmek hoşuma gitti.
Özellikle ilk kitapta örnek olarak verilen kapı, saat, araba, ocak, müzik seti gibi basit (!) cihazlar başlangıçta çok şey anlatmıyor gibi görünseler de bu sistemlerin tasarımı ve insan psikolojisi üstüne düşünülecek, keşfedilecek ve öğretilecek çok şey var gibi. İnsan beyni bir hayli esnek ve ortama uyum sağlamada üstüne yok ancak bu beynin, bu zihnin de bir yapısı var ve insanlar için bir işi yapmak, bir cihazı kullanmak duruma göre çok kolay ya da zor olabilir. Aynı işi yapan iki cihazdan biri size soğuk terler döktürebilirken diğerinde hiçbir kullanım kılavuzu okumanıza bile gerek kalmayabilir ya da okusanız bile, “aa evet zaten böyle yapılması gerektiği açık değil mi?” diyebilirsiniz.
Bilgisayar konusuna dönecek olursak, ciddi şekilde taciz edildiğini düşündüğüm “userfriendly” yani “kullanıcı dostu” kavramı var. Bu tabir tüylerimi diken diken ediyor çünkü insanlar bu kavramı işlerine geldiği gibi kullanıyorlar, işlerine geldi mi “yok kullanıcılar aptaldır, daha basit bir sistem tasarlayalım”, işlerine geldi mi “canım o kadarını da anlayıversinler, yardım ekranına baksınlar, kılavuzu okusunlar, daha ne yapalım biz, elimizden geleni yaptık.” Oysa durum öyle değil, araba kullanmasını beceren, yazı yazıp okuyabilen ve günlük yaşamını sürdürebilen ortalama bir zekâya sahip insanlar ne çok aptallar ne de çok akıllı. Ancak görüldüğü gibi pek çok cihazı kullanabiliyorlar. Bilgisayarla ilgili neden bu kadar çok sorun çıkıyor?
Sorun sadece bilgisayarla ilgili değil, Donald Norman´ın kitaplarında görüldüğü gibi uçak kokpitleri, nükleer santraller ya da büyük kimyasal işleyen fabrikaların teknik yönetim merkezleri de tasarım fakiri ve genellikle bir problem çıktığında suçlanan insan oluyor, “insan hatası”ydı deyip geçiştiriliyor, insanlar ya kovuluyor ya da yeniden eğitilmeye çalışılıyor, çoğu kimse o hatayı yapan insanların kullandıkları sistemlerin kötü tasarımından ötürü hata yaptıklarını düşünmüyor.
Anahtar sözcükler ve kavramlar: karmaşıklık, tek bir cihaza aşırı sayıda işlev yüklenmesi.
Kullanıcı dostu avukatları diyor ki: Bilgisayarlar basit olmalıdır, bakın araba kullanmak yani teknoloji harikası bir arabayı hemen herkes kullanabiliyor, bu bilgisayar sistemleri neden karmaşık, neden zor?
Cevap: Dünyanın en saçma analojilerinden biri bilgisayar-araba analojisi. Bir arabadan beklenen işlevler, bilgisayardan beklenenlere kıyasla çok daha az. Oysa bilgisayarınızdan aynı anda hem daktilo, hem hesap makinası, hem muhasebe tablosu, hem veritabanı, hem telefon, hem video kaydedici, hem video oynatıcı, hem e-posta iletişimcisi, hem web tarayıcısı, hem anında mesajlaşma cihazı, hem telesekreter, hem takvim, hem randevu hatırlatıcı, hem … olmasını istiyorsunuz! Sonra da bu aletin kullanımı karmaşık gelince şikayet ediyorsunuz!
Kabul edelim, “bilgisayar” kavramımızda sorun var. Bir cihazın işine milyon tane işlevsellik tıkıp sonra da bir insanın bunları kolayca öğrenip kullanmasını bekleyemezsiniz. Bilgisayarların bir diğer dezavantajı da yapılacak işlevle görüntü arasında bir “doğal tasvir” (natural mapping bulunmaması) dolayısı ile “kapının itilmesini istiyorsan yatay tutacak koy, çekilmesini istiyorsan dikey yap, böylece insanlar görür görmez anlarlar” gibi mekanik, fiziksel ilkeler burada geçerli olmuyor. En akıllı insanları bile şaşırtan ikonlar, tam tersi anlaşılabilecek hata mesajları ve daha bir ton hayal kırıklığı.
Çözüm: Norman´ın da vurguladığı gibi cihazları basitleştirmek. Bu, çok işlevlilikten taviz vereceğimiz anlamına gelmez ama bir miktar ayrıştırmakta fayda var. Önerim, bilgisayarı gerçekten de evdeki fırın ya da araba gibi kullanacak çoğunluk için yani PC dediğimiz şeye aslında “appliance” muamelesi yapacak kitle için çok ciddi şekilde kısıtlanmış sistemler sunmak, aksi takdirde kullanıcıların ehliyet edinmesini savunacağım bir zamanlar bir ABD´li senatörün yaptığı gibi!
Ne kadar anlamlı ya da ne kadar tutar bilmiyorum ama kafamda canlanan gerçekten de çok çok basit bir “kutu”. Evet bilgisayar falan demekten vazgeçelim artık, “kutu” ya da “cihaz” diyelim. Fişe takınca, düğmesine basınca açılan ve mesela sadece aşağıdaki seçenekleri sunan bir sistem:
- Internet sayfası göstericiyi çalıştır
- E-posta okuyucu ve yazıcıyı çalıştır
- Belge yazıcıyı çalıştır (ya da belki çok basitleştirilmiş ofis süitini çalıştır)
- Müzik çalıcıyı çalıştır
- Video oynatıcıyı çalıştır
- Anında mesajlaşma programını çalıştır
Kullanıcının sistemi kurcalamasını olabildiğince kısıtlayan, belli başlı işlevleri kestirme olarak sunan, öyle kullanıcının kafasına göre program yükleyemediği ama mevcut işlevleri ve hizmetleri de kesintisiz olarak, kolayca alabildiği, işini de gördüğü bir “cihaz”. Ancak böyle bir şey yaygın olarak kullanılmaya başladığında insanların bilgisayar konusunda biraz rahata kavuşacaklarını düşünüyorum. Belki o zaman bilgisayarlar bir miktar daha “görünmez” olurlar. Bugün kimse “benim bilgisayar kontrollü arabam, bilgisayar kontrollü mikrodalga fırınım, bilgisayar kontrollü kol saatim, bilgisayar kontrollü cep telefonum” var diyor mu? Ciddi anlamda gömülü işletim sistemleri ve bir sürü program tarafından kontrol edilen fırınlarda, telefonlarda hiç kimse bilgisayarları düşünmüyor, aletin asıl işlevleri ile uğraşıyor (gerçi milyar tane özelliği olan cep telefonlarına sahip olan kitlenin kaçta kaçı o karmaşık telefonların işlev setinin %20′sinden fazlasını kullanıyor ya da varlığından haberdar, bu da ayrı bir konu).
Bunların haricinde yukarıda adı geçen kitabı son kullanıcıya yönelik cihaz ve yazılım, uygulama, vs. tasarlayan herkese, mühendislere, programcılara, tasarımcılara tavsiye ediyorum. Yapılan işten uzaklaşmakta, ona dışarıdan bakmakta fayda var ancak bu gerçekten güç ve konunun çok iyi program yazmakla, ya da ekranı cicili bicili ikonlarla, grafiklerle falan doldurmakla ilgisi yok. Yoğun olarak insan algılamasını ve zihnin çalışma şeklini incelemek ve insanları doğal ortamları içinde o sistemleri, prototipleri kullanırken olabildiğince müdahalesiz gözlemlemek ve veri toplamak gerekli. Belki ancak ondan sonra yavaş yavaş bize yardımcı olacak bilgisayarlar geliştirmemiz mümkün.
Bir sonraki gündem maddesi ise bir başka bilişsel bilimci Andy Clark´ın “Natural Born Cyborgs” (Doğuştan Cyborg) kitabı olacak (ve sonra da Marvin Minsky´den “Society of the Mind”). İzlemede kalın ![]()
Benzer Yazılar / Similar Posts:
- Bir Internet Servisi Ne Kadar Taciz Edilebilir?
- Atölye Çağrısı: Ağlı Bilgi Görselleştirmesi
- FreeMind MindMap Yazılımı
- Eğitim Tasarımcısı (Instructional Designer) Ne İş Yapar?
- David Cope, Müzik ve StuffIt
- The Children’s Machine: Çocuklar, Eğitim ve Programlama
- Bilgisayar Bilimleri ne zaman işe yarar? Shortest path problemi ve gerçek hayat anekdotları; 6 degrees of Wikipedia – shortest path between articles
- İyi Lisp, Kötü Lisp, Güzel Lisp: Karakter katarları üzerinden arama tarama optimizasyonu
- Bu saatte blog yazıyorsam bir sebebi var; kızgın boğaların kontrolü; ev yapımı EEG; Kozure Okami: Kowokashi udekashi tsukamatsuru
- Trafik İşaretlerini Kaldırarak Trafiği Güvenli Hale Getirmek Mümkün müdür?
One comment
Leave a reply