Huxley’nin önsözündeki (meraklısı için, çok iyi olmayan bir çeviri burada mevcut) bir şey dikkatimi çekti: Scopolamine.
Biraz araştırınca söz konusu maddenin PSY-571, psikobiyoloji dersinde ismi sık geçen bir nörotransmiter olan “acetylcholine”le benzerlikler taşıdığını öğrendim. Bu da demek oluyor ki söz konusu kimyasal bedeni, özellikle de kasları kontrol eden sinirleri bir hayli etkileyebilir.
Ölüm döşeğindeki son sözü “LSD, 100 µg, i.m.” olan bir filozof ve edebiyatçıyı düşündüğümde belki de romanın önsözünde “scopolamine”den bahsetmesine şaşırmamak gerek.
Edebiyat ve nöroloji, nörofarmakoloji, vs. üzerine düşünürken bu sefer bir blogda karşıma yine tanıdık bir isim çıktı: Ritalin, bu tabii ticari marka adı, teknik olarak methylphenidate. Yine PSY-571 dersindeki bir diyalog geldi aklıma, derse katılan doktora öğrencilerinden biri (aynı zamanda klinik psikolog) terapiye gelen problemli bir çocuğa daha sonra “ritalin” verildiğinden bahsetmişti. Daha iyi olması beklenirken sakinleşen ama bir süre sonra manik depresif semptomlar sergileyen çocuk etrafındakileri bir hayli korkutmuş. “Ritalin” verilmesi kesilince çocuk biraz daha iyi olmuş. Dersteki tartışmada söz konusu kimyasalın nöronlardaki bazı genleri etkileyip bazı proteinlerin üretilmesini etkin kılması sonucu bu tür bir şey olabileceğinden bahsedilmişti.
“Ulvi” bilimsel araştırmaların devasa ilaç sektörü ışığında düşünüldüğünde her zaman pek masum olmadığına dair örneklerden biri daha.
Aldous Huxley, Chomsky’den ve diğerlerinden önce fark etmişti belki bazı şeyleri. Medya, propaganda, biyoloji, nöroloji, vs. derken aslında bütün bunları belki de sosyal bilimler çerçevesinde, “iktidar” başlığı altında yeniden ele almak mümkün. Tam da bugün VST ile Foucault ve biyoiktidar üzerine ayaküstü konuşurken olduğu gibi… (arada bir de 20. yüzyılın en değerli ve verimli sosyologlarından Pierre Bourdieu‘nün de lafı geçti ki, üstadın eserlerini tekrar tekrar okuyup üzerine düşünmekte fayda var içinde yaşadığımız toplumu anlamak için).

