Mart 2005
(Bu yazı Harvard Bilgisayar Topluluğu'nda yapılan bir konuşmadan derlendi.
Tam olmasını amaçlamadım; daha önce Hacker'lar ve Ressamlar
(
Hackers and Painters) içindeki "Nasıl Servet Edinilir"de yazmış
olduğum bazı konuları atladım.)
Başarılı bir
startup
**
yaratmak için üç şeye ihtiyacınız var: yetkin
insanlarla yola çıkmak, müşterilerin gerçekten istediği bir şey üretmek ve
olabildiğince az para harcamak. Başarısızlığa uğrayan startup'ların çoğu
bunlardan birinde başarısız oldukları için bu duruma düşüyorlar. Her üçünü
de yapan bir startup muhtemelen başarılı olacaktır.
Düşününce bu da heyecan verici bir şey çünkü her üçü de yapılabilecek
şeyler. Zor ama yapılabilecek şeyler ve başarılı bir startup genelde
kurucularını zengin ettiği icin bu da demek oluyor ki zengin olmak da
yapılabilir bir şey. Zor ama imkansız değil.
"Startup"lar hakkında vermek istediğim tek mesaj bu. Ortada çözülmesi deha
gerektiren sihirli zor bir aşama yok.
Fikir
Öncelikle vurgulamalıyım ki startup kurmak için çok parlak bir fikre
ihtiyacınız yok. Bir startup'ın para kazanması insanlara ellerinde olandan
daha iyi bir teknoloji sunmasıyla olur. Ve şu anda insanların ellerinde
olan genelde o kadar kötü ki daha iyisini yapabilmek için üstün zekalı
olmaya gerek yok.
Mesela Google'ın amacı sadece berbat olmayan bir arama sitesi yapmaktı. Üç
yeni fikirleri vardı: Web'in daha büyük bir bölümünü indekslemek, arama
sonuçlarını linkleri kullanarak derecelendirmek ve rahatsız edici olmayan
metin tabanlı reklamlarla temiz ve yalın Web sayfaları sunmak. Her şeyden
evvel, kullanışlı bir site yapmakta kararlıydılar. Google'da mutlaka
şahane teknik numaralar da var ancak genel olarak amaçları basitti. Ve şu
anda büyük ihtimalle gözleri daha yükseklerde olsa da, sadece bu bile
onlara yılda bir milyar dolar kazandırıyor.
[1]
Google öncesi aramanın durumu kadar geri olan birçok başka alan var. Aklıma
startup'lar için fikir geliştirmeye yönelik birkaç buluşsal yöntem geliyor,
ama çoğu şuna indirgenebilir: insanların yapmaya çalıştığı bir şeye bakın
ve bunun berbat olmayan bir şekilde nasıl yapılabileceğini bulun.
Örneğin şu anda çöpçatan sitelerinin hali Google öncesi aramanın durumundan
cok daha beter. Hepsi aynı basit modeli kullanıyorlar. Probleme gerçek
hayatta flörtlerin nasıl gerçekleştiğine bakmak yerine veritabanı
eşleştirmelerinin nasıl yapılacağını düşünerek yaklaşmış gibiler. Bir
üniversite öğrencisi bile ders projesi olarak ortaya bundan daha iyi bir
şey çıkarabilir. Ve üstelik işin içinde de çok para söz konusu. Internet
çöpçatanlığı şu anda değerli bir iş ve doğru dürüst çalışırsa değeri
şimdikinin yüz katı olabilir.
Fakat bir startup fikri bulmak işin sadece başlangıcı. Birçok startup
kurucusu adayı bütün sürecin anahtarının başlangıç fikri olduğunu ve bu
noktadan sonra yapılması gereken tek şeyin uygulamak olduğunu
zannediyorlar. Risk sermayecisi şirketler (RS) ise daha akıllı. Eğer RS
şirketlerine onlara gizlilik anlaşması imzalamaları karşılığında
anlatacağınız parlak bir fikirle giderseniz, çoğu size kapıyı
gösterecektir. Bu tek başına bir fikrin değerinin ne olduğunu gösteriyor.
Piyasa fiyatı bir gizlilik anlaşması imzalamanın zahmetinden bile düşük.
Başlangıç fikrinin değerinin ne kadar düşük olduğunu gösteren diğer bir
işaret de planlarını yarı yolda değiştiren startup'ların sayısı.
Yapılabilecek onca şey dururken, Microsoft'un başlangıç planı programlama
dilleri satarak para kazanmaktı. Şu anki çalışma modelleri ise beş sene sonra
IBM fikri pişirip önlerine getirene kadar akıllarına gelmemişti.
Startup fikirlerinin elbette bir değeri var ama sorun şu ki
devredilemiyorlar. Başka birisine uygulasın diye verebileceğiniz şeyler
değiller. Esas değerleri başlangıç noktaları olmalarinda: onları akıl eden
kimselerin üzerlerinde düşünmeye devam etmeleri gereken sorular olarak.
Önemli olan fikirler değil, bunları düşünen insanlar. Yetkin insanlar kötü
fikirleri düzeltebilirler ama iyi fikirler yetkin olmayan kimseleri
kurtaramaz.
İnsanlar
Yetkin insandan kastım ne? Bizim startup'ımızı kurarken öğrendiğim en
önemli püf noktalarından biri işe alımlarda karar vermek için bir kuraldı.
Bu insanı bir "canavar" (ÇN: 'animal' karşılığı olarak, işine çok tutku
ile bağlı insan) olarak tanımlayabiliyor muyduk? Bunu başka bir dile
çevirmek zor olabilir, ama sanırım ABD'de herkes anlamını biliyor. Bu işini
biraz fazla ciddiye alan, yaptığını profesyonel tanımını aşıp saplantılıya
kaçacak kadar iyi yapan insan demek.
Tam olarak ne demek olduğu mesleğe bağlı: hayır cevabını kabul etmeyen bir
satıcı, bir kodu içinde hatayla bırakıp yatmaktansa sabahın dördüne kadar
oturacak bir hacker, tanımadığı New York Times muhabirlerini cep
telefonlarından arayacak bir halkla ilişkiler uzmanı, bir şeyin yeri iki
milimetre yanlış olsa fiziksel rahatsızlık duyacak bir grafik tasarımcısı.
Bizimle çalışan hemen herkes yaptığı işte bir canavardı. Satışlardan
sorumlu kadın o kadar azimliydi ki, onunla telefonda konuşan potansiyel
müşterilere acırdım. Oltanın ucunda çırpındıklarını hissedebilirdiniz ama
kaydolana kadar kurtulamayacaklarını da bilirdiniz.
Tanıdığınız kimseleri düşünürseniz, canavarlık testini uygulamanın kolay
olduğunu görürsünüz. O kişiyi gözünüzde canlandırıp "falanca bir
canavardır" diye düşünün. Eğer gülerseniz, değil demektir. Bu büyük
şirketlerde gereksinim duyulmayan, hatta arzu edilmeyen bir özellik
olabilir, ama bir startup'ta gereklidir.
Programcılar için ilaveten üç testimiz daha vardı. Bu insan gerçekten zeki
miydi? Eğer öyleyse, iş bitirici miydi? Ve son olarak, bazı iyi hacker'lar
çekilmez insanlar olduklarından, bu kişiyle aynı ortamda olmaya tahammül
edebilir miydik?
Bu son test şaşılacak kadar az insanı eler. Eğer bir insan gerçekten
zekiyse her türlü sosyal beceriksizliğine katlanabilirdik. Tahammülümüzü
aşan şey fazla havalara giren kimselerdi. Ama zaten böyle olanların çoğu
gerçekten zeki değillerdi ve bu yüzden üçüncü testimiz çoğunlukla
birincinin başka bir ifadesiydi.
Bu dörtgözlerin çekilmez olanları genelde akıllı görünmek için çok
uğraştıklarından böyle olurlar. Fakat ne kadar zeki olurlarsa, kendilerini
o kadar az ukalalık yapmak zorunda hissederler. Yani genelde gerçekten zeki
insanları "Bilmiyorum," "Belki de siz haklısınızdır" ve "x'i pek anlamadım"
gibi şeyleri söyleyebilmelerinden tanıyabilirsiniz.
Bu teknik her zaman işe yaramaz çünkü insanlar çevrelerinden
etkilenebilirler. MIT'in Bilgisayar Bilimi bölümünde haşin bir ukalalık
geleneği var gibi görünüyor. Duyduğuma göre bunun kökeni, tıpkı klasik
havayolu pilotu tavrının Chuck Yeager'dan geldiğinin söylenmesi gibi,
Marvin Minsky'ye dayanıyormuş. Orada gerçekten zeki insanlar bile bu
şekilde davranmaya başlıyorlar; o yüzden de bunu hesaba katmalısınız.
Tanıdığım insanlar arasında "Bilmiyorum" demeye en yatkın olanlardan (en
azından MIT'te profesör olmadan önce öyleydi) Robert Morris'in bizimle
olması çok faydalı oldu. Robert'in yanında kimse havalara girmeye cesaret
edemiyordu çünkü Robert kendilerinden belirgin şekilde daha zekiydi ve hiç
böyle bir tavrı yoktu.
Birçok startup gibi bizimki de bir grup arkadaşla başladı ve işe alımların
çoğu şahsi temaslarla gerçekleşti. Bu startup'lar ve büyük şirketler
arasındaki çok önemli bir fark. Biriyle birkaç gün için bile arkadaş olmak,
şirketlerin mülakatlarda öğrenebileceğinden daha fazla bilgi verir.
[2]
Startup'ların üniversite çevrelerinde kurulmaları tesadüf değil çünkü
buralar zeki insanların biraraya geldikleri yerler. Teknoloji şirketlerinin
MIT ve Stanford çevresinde türemelerinin nedeni insanların bu okullardaki
derslerde öğrendikleri değil. Okullara kabuller aynı şekilde yapıldığı
sürece isterlerse derslerde okey oynasınlar, fark etmezdi.
Eğer bir startup kurarsanız, bunu lisans veya yüksek lisans eğitiminizden
tanıdığınız insanlarla birlikte yapma ihtimaliniz yüksek. Yani teorik
olarak okulda olabildiğince çok sayıda zeki insanla arkadaş olmaya
çalışmanızda fayda var, değil mi? Aslına bakarsanız, hayır. İlerde bağlantı
olur diye düşünerek boş muhabbetlere girmeyin; bu hacker'larda pek işe
yaramaz.
Üniversitede yapmanız gereken şey kendi projeleriniz üzerinde çalışmaktır.
Hacker'lar startup kurmayı düşünmüyorlarsa bile bunu yapmalılar çünkü bu
programlama öğrenmenin tel gerçek yoludur. Bazı durumlarda başka
öğrencilerle işbirliği yapabilirsiniz ve bu da iyi hacker'lar tanımanın en
iyi yoludur. Üzerinde çalıştığınız proje bile bir startup'a dönüşebilir.
Fakat tekrar söylüyorum, bu iki hedefe de doğrudan yönelmenizi tavsiye
etmem. Kasmayın; sadece hoşunuza giden konularda hoşunuza giden insanlarla
çalışın.
İki ila dört kurucunun olması idealdir. Tek başına başlamak zor olur. Bir
şirket kurmanın psikolojik ağırlığını kaldırmak tek bir insana zor
gelecektir. Epeyi psikolojik ağırlık kaldırabiliyor gibi görünen
Bill Gates bile bir ortakla yola çıkmıştı. Ama şirketin toplu aile
fotoğrafına benzemesine neden olacak kadar çok kurucu da olmamalı. Bunun
bir nedeni başlangıçta çok kişiye ihtiyacınız olmaması fakat daha da
önemlisi ne kadar kurucu olursa o kadar şiddetli anlaşmazlıkların doğacak
olması. Sadece iki-üç kurucu varsa, anlaşmazlıkları derhal çözmezseniz yok
olacağınızı bilirsiniz. Eğer yedi veya sekiz kişi varsa ihtilaf uzayabilir
ve hizipleşmeye dönüşebilir. Sadece oylama yetmez; oybirliği gereklidir.
Startup'ların çoğunluğunu oluşturan teknoloji startup'larından biri söz
konusuysa, kurucuların arasında teknik insanlar bulunmalıdır. Internet
Balonu zamanında ortalıkta iş dünyasından insanların önce kurup, daha sonra
ürünlerini yapacak hacker'lar aradığı startup'lar vardı. Bu pek iyi sonuç
vermez. İş dünyasından insanlar teknolojiyle ne yapılacağına karar vermekte
başarısızdırlar, çünkü ne seçeneklerini, ne de hangi tür problemlerin zor,
hangilerinin kolay olduğunu bilmezler. Ve hacker seçerken kimin yetkin
olduğunu da ayırdedemezler. Bunu yapmada hacker'ların kendileri bile
zorlanır. İş dünyasından insanlar içinse bu rulet gibidir.
Bir startup'ın kurucuları arasında işin "iş" kısmında uzman kimseler
bulunmalı mıdır? Duruma bağlı. Biz bizimkini kurarken gerekli olduğunu
düşünüyorduk ve bu "iş" denilen gizemli şeyi bildiği söylenen birkaç kişiye
başkanlık önerdik. Fakat hepsi hayır dediler ve bunu ben kendim yapmak
zorunda kaldım. Ve keşfettim ki "iş" öyle gizemli bir şey değilmiş. Fizik
ya da tıp gibi kapsamlı öğrenim gerektiren bir konu değil. Sadece insanlara
bir şeyler için size ödeme yaptırmaya uğraşıyorsunuz.
Sanırım iş olayını gözümde bu kadar büyütmemin nedeni bunu yapma fikrinden
tiksinmemdi. Müşterilerin dünyevi sorunlarıyla uğraşmak değil, saf ve
düşünsel yazılım dünyasında çalışmak istiyordum. Bir işi yapmaya
sürüklenmek istemeyen kişiler sıklıkla bir beceriksizlik kalkanı
geliştirirler. Matematikçi Paul Erdös
bunu yapmakta özellikle başarılıydı. Bir
greyfurtu (bırakın dükkana gidip satın almayı) ikiye bölmeyi bile
beceremezmiş gibi görünerek başkalarını bu tip işleri yapmaya mecbur
ederdi ve böylece bütün zamanı matematiğe kalırdı. Erdös uç bir örnek ama
çoğu koca bu numarayı biraz kullanır.
Beceriksizlik kalkanımı atmak zorunda kaldığımda iş dünyasının korktuğum
gibi çok zor veya çok sıkıcı olmadığını gördüm. İş dünyasının yalnızca özel
bilgisi olanlar tarafından anlaşılabilen vergi yasası ya da türev ürünlerin
fiyatlanması gibi oldukça zor alanları da var, ama bir startup için bunları
bilmenize gerek yok. Bir startup işletebilmek için bütün bilmeniz gereken
insanların işletme okulları ve hatta üniversiteler yokken bile bildiği
sağduyunun gereği olan şeyler.
Eğer Forbes 400 listesini yukardan aşağı doğru tarayıp MBA diploması olan
kişilerin isminin yanına bir çarpı atarsanız, işletme okulları hakkında
önemli bir şey öğrenirsiniz. 22. sıradaki Nike CEO'su
(ÇN:Chief Executive Officer, Genel Müdür) Phil Knight'a gelene
kadar bir tane MBA'lı bile bulamazsınız. İlk
ellide sadece dört MBA'lı vardır. Forbes 400'de farkedeceğiniz şey burada
teknik geçmişi olan çok kişinin olduğudur. Bill Gates, Steve Jobs, Larry
Ellison, Michael Dell, Jeff Bezos, Gordon Moore. Teknoloji sektörünün
yöneticileri daha çok teknolojiden geliyor, iş dünyasından değil. Yani eğer
iki senenizi sarfederek iş dünyasında başarılı olmanıza yardım edecek bir
şeye yatırım yapmak istiyorsanız, kanıtlara göre MBA yapacağınıza
hacker'lık öğrenseniz iyi edersiniz.
[3]
Yine de bir startup'a iş dünyasından insanları dahil etmeyi şu nedenden
dolayı düşünebilirsiniz: müşterilerin istediklerine odaklanmaya hevesli ve
bunu yapabilecek kapasitede en az bir kişinin olması gereklidir. Bazıları
bunu sadece iş dünyasından gelen kimselerin yapabileceğini düşünür-yani
hacker'ların yazılım yapabildiklerini, ama tasarlayamadıklarını. Bu tamamen
saçmalık. Programlama bilmenin hacker'ların kullanıcıları anlamasını
engelleyen bir tarafı, ya da programlama bilmemenin iş dünyası kökenli
kimselerin onları anlamasını sağlayan sihirli bir etkisi yok.
Ancak kullanıcıları anlayamıyorsanız, ya bunu yapmasını öğrenmelisiniz ya
da yapabilen bir kurucu ortak bulmalısınız. Teknoloji startup'ları için en
önemli mesele ve en sık öldüren zaaf budur.
Müşteriler Ne İster
Bu konuda kafa yorması gereken sadece startup'lar değil. Bence başarısız
olan işlerin çoğunluğunun hatası, müşterilerine istedikleri şeyi
vermemeleri. Restoranlara bir bakın. Bunların yaklaşık dörtte biri ilk
yılında olmak üzere büyük bir yüzdesi batar. Ama hatırınıza hiç yemekleri
gerçekten iyi olup da kapanmış restoran geliyor mu?
Yemekleri harika olan restoranlar ne olursa olsun para kazanıyor gibi
görünüyorlar. Harika yemekleri olan bir restoran pahalı, kalabalık,
gürültülü, bakımsız, sapa bir yerde ve hatta kötü bir servise sahip
olabilir ama insanlar buraya gelmeye devam edecektir. Vasat yiyecekler
sunan restoranların da bazen pazarlama üçkağıtlarıyla müşteri çekebildiği
oluyor, doğru. Ancak bu yaklaşım çok riskli. Yemekleri iyi yapmak çok daha
kestirme bir yol.
Teknolojide de aynı durum söz konusu. Startup'ların niye başarısız olduğuna
dair bir sürü neden duyarız. Ama aklınıza hiç müthiş popüler bir ürünü
olduğu halde batmış bir tane geliyor mu?
Başarısız olmuş neredeyse bütün startup'larda gerçek problem, müşterilerin
ürünü istememesiydi. Çoğunda ölüm nedeni olarak "fonların tükenmesi"
gösterilir ama bu sadece sonucu getiren en son sebeptir. Niye başka fon
bulamadılar? Çünkü büyük olasılıkla ürünleri dandikti, ya da yapılabilecek
gibi görünmüyordu, ya da bunların her ikisi birden geçerliydi.
Her startup'ın yapması gereken şeyleri düşünürken az kalsın dördüncü bir
madde daha ekliyordum: ilk versiyonu bir an önce çıkarmaya bakın. Fakat
sonra vazgeçtim, çünkü bu zaten müşterilerin ihtiyacı olan bir şey yapmanın
içinde var. Müşterilerin istediği bir şey yapmanın tek yolu, önlerine bir
prototip koyup bunu onlardan gelen tepkilere göre geliştirmek.
Diğer yaklaşıma ben "Ya tutarsa" taktiği diyorum. Bir ürün için ayrıntılı
planlar hazırlar, bunu yapsınlar diye işe bir mühendis ekibi alır (böyle
yapanlar genelde hacker'lar için "mühendis" terimini kullanırlar), bir yıl
sonra da iki milyon dolar harcayıp kimsenin istemediği bir şey ortaya
çıkardığınızı farkedersiniz. Bu Internet Balonu zamanında, özellikle
yazılımı çok korkutucu bir şey olarak gördüklerinden çok dikkatle plan
yapılması gerektiğini düşünen iş dünyası kökenli kimseler tarafından
yönetilen şirketlerde sık rastlanan bir şeydi.
Biz böyle bir yaklaşımı düşünmedik bile. Ben bir Lisp hacker'ı olarak hızla
prototip üretme geleneğinden geliyorum. Bunun her programı yazmada doğru
yöntem olduğunu iddia etmiyorum (en azından burada) ama bir startup için
yazılım üretmenin doğru yolu kesinlikle bu. Bir startup'ta başlangıç
planlarınızın bir yerinde yanlışlık olması neredeyse kesindir ve
önceliğiniz bunun nerede olduğunu keşfetmek olmalıdır. Bunu yapmanın tek
yolu da uygulamaya geçmektir.
Startup'ların çoğu gibi biz de planlarımızı yarı yolda değiştirdik.
Başlangıçta müşterilerimizin Web danışmanları olmasını bekliyorduk. Fakat
onlar bizden hoşlanmadı, çünkü yazılımımızı kullanmak kolaydı ve web
sunucularımız da tamamen bizim kontrolümüzdeydi yani
hostingi bize aitti. Bu şekilde müşterilerinin onların
işine son vermesi gayet kolay olurdu. Bir de katalogla satış yapan bir çok
firmadan iş alabileceğimizi düşünmüştük, zira çevrimiçi (online) satış mevcut
işlerinin doğal bir uzantısı gibiydi. Ama 1996'da bunu satmak zordu.
Katalogla firmalarında görüştüğümüz orta kademe yöneticiler, Web'e bir
fırsat gibi değil de, onlara iş çıkaracak bir şey olarak bakıyorlardı.
Bu katalog firmalarının biraz daha maceraperest olanlarının birkaçından iş
alabildik. Bunların arasında bize sunucularda aşırı yüklenmeler konusunda
değerli tecrübeler edindiren Fredick's of Hollywood da vardı. Fakat
kullanıcılarımızın çoğu Web'i bir iş kurabilmek için fırsat olarak gören
küçük esnaftı. Kimisinin perakendeci dükkanları vardı ama bir çoğu
sadece çevrimiçi (online) faaliyet gösteriyordu. Ve biz de yönümüzü bu
kullanıcılara odaklanmak üzere değiştirdik. Web danışmanlarının ve katalog
firmalarının isteyebilecekleri şeylere yoğunlaşmak yerine, yazılımı daha
kolay kullanılır hale getirmeye çalıştık.
Bundan değerli bir şey öğrendim. Teknolojiyi kolay kullanılabilir hale
getirmek için çok, ama çok uğraşmaya değer. Hacker'lar bilgisayarlara o
kadar alışıklar ki, sıradan insanlara yazılımların ne kadar korkutucu
geldiği hakkında hiçbir fikirleri yok. Stephen Hawking'in editörü ona
kitabına koyacağı her denklemin satışları yarıya indireceğini söylemişti.
Teknolojiyi kolay kullanılır hale getirmeye uğraşırken ise bu
eğride aşağı inmek yerine yukarı çıkıyorsunuz. Kullanım kolaylığında
%10'luk bir artış satışlarınızı sadece %10 yükseltmiyor. Bunun
satışlarınızı ikiye katlaması daha olası.
Müşterilerin ne istediğini nasıl öğreneceksiniz? Onları izleyin. Bunu yapmak
için en iyi yerlerden biri sektör fuarlarıydı. Bu fuarlar yeni müşteri
edinme yolu olarak yararlı değildi ama pazar araştırması olarak
değerliydi. Buralarda sadece önceden hazırlanmış sunumlar yapmıyorduk.
İnsanlara nasıl sahici, işleyen satış noktaları kuracaklarını
gösteriyorduk. Bu da onlar yazılımımızı kullanırken seyredebilmemiz ve
onlarla neye ihtiyaçları olduğu konusunda konuşabilmemiz anlamına
geliyordu.
Ne çeşit bir startup başlatırsanız başlatın, alıcıların ne istediğini
anlamak siz kurucular için zorlayıcı olacak. Kullanıcılarını incelemeden
yapabileceğiniz tek yazılım türü, kendinizin de tipik bir kullanıcısı
olduğunuz türdür. Ancak bu çeşit de genelde açık kaynaktır: işletim
sistemleri, programlama dilleri, editörler ve benzerleri. Yani eğer para
kazanmak için teknoloji üretecekseniz, büyük olasılıkla bunu kendiniz gibi
kişiler için yapıyor olmayacaksınız. Aslında bunu startup'lar için fikir
üretmekte kullanabilirsiniz: sizin gibi olmayan insanlar teknolojiden ne
istiyorlar?
Çoğu kimse startup deyince Apple veya Google gibi şirketleri düşünür. Büyük
tüketici markaları oldukları için bunları herkes tanır. Fakat böyle olan
her startup'a karşılık yirmi tane küçük müşteri gruplarına hizmet veren
"niche" pazarlarda çalışan veya altyapıda sessizce varlığını sürdüren
şirket vardır. Yani eğer başarılı bir startup kurarsanız, bu tipte olması
muhtemeldir.
Başka bir ifadeyle, eğer büyük bir tüketici markası olması gereken türde
bir startup kurarsanız, başarılı olma ihtimaliniz daha düşük olur.
Şansınızın en iyi olduğu yerler "niche" pazarlardır. Startup'lar insanlara
daha önce ellerinde olandan daha iyi bir şey sunarak para kazandığından, en
iyi fırsatlar işlerin en berbat gittiği yerlerdedir. Ve işlerin anonim
şirketlerin Bilişim Teknolojileri bölümlerinden daha berbat gittiği bir yer
bulmak da zordur. Şirketlerin yazılım için sarfettikleri paranın miktarına,
ve karşılığında aldıkları işe yaramaz şeylere inanamazsınız. Bu dengesizlik
fırsat demektir.
Eğer startup için fikir istiyorsanız, yapabileceğiniz en değerli işlerden
biri orta büyüklükte, teknoloji sektöründe olmayan bir firma bulup, birkaç
haftayı sadece bilgisayarlarla neler yaptıklarını izleyerek geçirmektir.
İyi hacker'ların çoğunun bu yerlerde süregiden dehşetten, zengin
Amerikalıların Brezilya'nın kenar mahallelerinde olan biteni bildiğinden
fazla haberi yoktur.
Küçük şirketlere yazılım hazırlayarak başlayın, çünkü onlara satış yapmak
daha kolaydır. Büyük şirketlere bir şeyler satmak o kadar para eder ki,
onlara kullanmakta oldukları işe yaramaz şeyleri satanlar bu satışları
yapmak için çok zaman ve para harcarlar. Ve siz beyninizin sadece yarısını
kullanarak Oracle'dan iyi hacker'lık yapabilseniz de bir Oracle
satıcısıyla başedemezsiniz. Yani eğer daha iyi teknoloji sunarak kazanç
elde etmek istiyorsanız, daha küçük alıcılara yönelin.
[4]
Zaten onlar da pazarın stratejik olarak daha değerli kesimidir. Teknolojide
alt uç her zaman piyasanın üst tabakasına hitap eden pahalı yukarı ucu
yutar. Ucuz bir ürünü güçlendirmek, güçlü bir ürünü ucuzlaştırmaktan
kolaydır. Ucuz, basit seçenekler olarak ortaya çıkan ürünler genelde yavaş
yavaş güçlenip, bir odada yükselen su gibi yukarı uçtaki ürünleri tavana
sıkıştırırlar. Sun Microsystems bunu "mainframe"lere yaptı ve Intel de Sun'a yapıyor.
Microsoft Word bunu Interleaf ve Framemaker gibi masaüstü yayıncılık
yazılımlarına yaptı. Toplu pazar dijital fotoğraf makineleri de
profesyoneller için üretilmiş pahalı modellere yapıyorlar. Avid uzmanlaşmış
video editing sistemlerine yaptı ve şimdi Apple Avid'e yapıyor. Henry Ford
kendisinden önce gelen otomobil üreticilerine yaptı. Eğer basit, ucuz
seçeneği üretirseniz sadece başlangıçta kolay satış yapmakla kalmaz, aynı
zamanda pazarın geri kalanını fethetmek için en iyi konumda olursunuz.
Birisinin sizi geriden takip etmesine izin vermek çok tehlikelidir. Eğer en
ucuz, en kolay ürün sizinse alt uç sizin olur. Aksi takdirde alt ucu
ellerinde tutanların namluları size dönük olur.
Para Toplamak
Bütün bunların gerçekleşmesini sağlamak için paraya ihtiyacınız olacak.
Bazı startup'lar-mesela Microsoft-kendi kendilerini finanse etmişlerdir,
ama çoğu böyle yapmamıştır. Bence yatırımcılardan para almak akıllıca.
Kendi kendinizi finanse edebilmeniz için danışmanlık şirketi olarak işe
başlamanız lazımdır ve sonra ürün şirketine dönüşmek zor olur.
Bir startup mali bakımdan notu "geçti" veya "kaldı" olan bir ders gibidir.
Startup'la zengin olmanın yolu elinizde tuttuğunuz hisse miktarını değil,
şirketin başarılı olma şansını azamiye çıkarmaktır. Bu bakımdan, hissenizi
şansınızı arttıran bir şeyle değişmek büyük olasılıkla akıllıca bir hareket
olur.
Hacker'ların çoğuna yatırımcı bulmak korkutucu ve esrarengiz bir süreç gibi
görünür. Aslında bu sadece sıkıcı bir süreçtir, hepsi bu. Bunun nasıl yapıldığının ana
hatlarını vermeye çalışacağım.
İlk ihtiyacınız olacak şey prototipinizi geliştirirken yapacağınız
masrafları karşılayacak birkaç on bin dolardır. Buna çekirdek sermaye
denir. Bu kadar az para söz konusu olduğu için de, çekirdek sermayeyi
bulmak nispeten kolaydır-en azından çabuk bir evet veya hayır alabilmek
anlamında.
Genelde çekirdek sermaye "melek" diye adlandırılan zengin bireylerden
gelir. Bunlar çoğunlukla servetini teknolojiden edinmiş kimselerdir.
Çekirdek aşamasında yatırımcılar çok ayrıntılı bir iş planınızın olmasını
beklemezler. Çoğu çabuk karar vermeleri gerektiğinin farkındadır. Bir hafta
içinde yarım sayfalık bir anlaşmaya dayanan bir çek yollamaları olağandışı
değildir.
Bazı melekler, özellikle de teknoloji geçmişi olanlar, bir demo ve yapmayı
planladığınız şeyin sözlü bir açıklaması ile tatmin olabilirler. Ama bir
çoğu en azından kendilerine neye yatırım yaptıklarını hatırlatsın diye iş
planınızın bir kopyasını isteyecektir.
Bizim meleklerimiz de istediler ve geriye dönüp bakınca bunun bende ne
kadar endişe yaratmış olduğuna şaşıyorum. İçinde "iş" sözcüğü geçtiğinden,
iş planı yazabilmek için iş planlarıyla ilgili bir kitap okumam gerektiğini
sanıyordum. Öyle değilmiş. Bu aşamada çoğu yatırımcının bütün beklediği,
yapmayı planladığınız şeyin ve bundan nasıl para kazanmayı düşündüğünüzün
kısa bir tarifi ve kurucuların özgeçmişleridir. Oturup da birbirinizle
konuştuklarınızı yazıya dökmeniz yeterlidir. Bunun birkaç saatten daha
fazla zamanınızı almaması lazım ve büyük olasılıkla göreceksiniz ki,
herşeyi yazmak size yapılacaklar hakkında başka fikirler de verecektir.
Meleğin çeki birinin adına yazabilmesi için bir çeşit şirketiniz olması
gerekecek. Kendinizi anonim şirket haline getirmeniz zor değil. Problem,
şirketin var olabilmesi için kimlerin kurucu olduğuna ve her birinin ne
kadar hissesi olduğuna karar vermek zorunda olmanız. Eğer aynı vasıflara
sahip ve işe aynı derecede kendini adamış iki kurucu varsa bunu yapmak
kolay. Fakat eğer işe değişik derecelerde katkıda bulunması beklenen bır
grup insan söz konusuysa, hisse oranlarını ayarlamak güç olabilir. Ve
genelde bunu bir kez yapınca da sonradan değiştirme olmaz.
Bu sorunla başa çıkmak için bildiğim bir numara yok. Bütün söyleyebileceğim
şu: adilce yapmak için çok gayret edin. Bunu başardığınızı anlayabilmeniz
içinse pratik bir kuralım var. Herkes birazcık haksızlığa uğradığını ve
sahip olduğu hisse miktarınin gerektirdiğinden çok çalıştığını düşünüyorsa,
hisseler en uygun şekilde paylaştırılmış demektir.
Elbette ki bir şirket kurmak bununla bitmiyor: sigorta, çalışma lisansı,
işsizlik sigortası kesintisi, IRS'le (ABD'nin Gelirler Dairesi) ilgili
çeşitli şeyler. Listede nelerin olduğundan bile emin değilim çünkü biz,
şey, bunların hepsini atladık. 1996 sonuna doğru gerçek fon aldığımızda,
işe herşeyi geriye dönük olarak düzelten harika bir CFO (mali işler müdürü)
aldık. Gördük ki, bir şirket kurarken yapmanız gereken herşeyi yapmazsanız
kimse gelip sizi tutuklamıyor. Ve bu da iyi bir şey, çünkü aksi takdirde
bir çok startup asla kurulamazdı.
[5]
Şirketleşmeyi geciktirmek tehlikeli olabilir, çünkü kuruculardan biri veya
daha çoğu ayrılıp aynı şeyi yapan başka bir şirket kurmaya karar verebilir.
Böyle şeyler oluyor. Bu yüzden de hem şirketi kurarken, hem de hisseleri
paylaştırırken, bütün kuruculara herkesin fikirlerinin şirkete ait olduğuna
ve bu şirketin herkesin tek işi olacağına dair bir şey imzalatmalısınız.
[Eğer bu bir film olsaydı gerilim müziği burada başlardı.]
Bunu yaparken onlara başka neler imzalamış olduklarını da sormalısınız. Bir
startup'a olabilecek en kötü şeylerden biri fikri mülkiyet sorunları
yaşamaktır. Bu bizim başımıza geldi ve bizi yok etmeye bütün rakiplerimizden
çok yaklaştı.
Satın alınmamız sürecinin ortasında, içimizden birinin bütün fikirlerinin
ona yüksek lisans bursu veren dev bir şirkete ait olduğunu belirten bir
anlaşmayla önceden bağlanmış olduğu ortaya çıktı. Teorik olarak bu
yazılımımızın büyük parçalarının başkasına ait olabileceği anlamına
gelebilirdi. Biz bu işi çözmeye çalışırken devir işlemleri tamamen durdu.
Sorun satın alınacağımız için naktimizin azalmasına göz yummuş olmamızdı.
Şimdiyse devam edebilmek için para bulmamız gerekiyordu. Ancak başınızda
bir fikri mülkiyet meselesi varken para bulmak zordur, çünkü yatırımcılar
sorunun ne derece ciddi olduğunu tartamazlar.
Bu noktada, paraya ihtiyacımız olduğunu ve bunu başka bir yerden
bulamayacağımızı bilen mevcut yatırımcılarımız, okuyuculara "melek"
kelimesinin sadece bir benzetme olduğunu hatırlatmaktan başka ayrıntılarına
girmeyeceğim bazı manevralara giriştiler. Bunun üzerine kurucular
yatırımcılara sunucuları kendi başlarına nasıl idare edeceklerine dair kısa
bir eğitim verip çekilmeyi önerdiler. Ve bütün bunlar olurken, şirketimizi
satın alanlar ödeme yapmamak için gecikmeyi bahane olarak kullandılar.
Mucizevi bir şekilde sonunda herşey düzeldi. Yatırımcılar geri çekildiler;
makul bir değerlemeyle bir sefer daha fon temini yapıldı; dev şirket
nihayet bize yazılımımıza sahip olmadıklarına dair bir kağıt verdi; ve altı
ay sonra Yahoo önceki alıcımızın çok üzerinde bir fiyatla şirketimizi satın
aldı. Böylece mutlu sona kavuştuk, ama bu olaylar herhalde ömrümden birkaç
sene götürmüştür.
Bizim yaptığımızı yapmayın. Bir startup oluşturmadan önce, herkese fikri
mülkiyet geçmişlerini sorun.
Şirketi kurduktan sonra, zengin insanların kapılarını çalıp onlardan altı
üstü bazı fikirleri olan bir grup insana onbinlerce dolar yatırım
yapmalarını istemek haddini aşmak gibi gelebilir. Ancak olaya zengin
kimselerin açısında bakarsanız ortaya daha cesaretlendirici bir tablo
çıkıyor. Çoğu zengin insan iyi yatırım alanları arayışındadır. Eğer
gerçekten başarılı olma şansınızın olduğunu düşünüyorsanız, onlara yatırım
yapma olanağı vermekle iyilik ediyorsunuz demektir. Kendilerine yapılan
başvuruyla ilgili duyabilecekleri herhangi bir rahatsızlığın yanında,
kafalarında şu düşünce de olacaktır: bu insanlar bir sonraki Google mı?
Genellikle melekler mali açıdan kurucularla denktir. Aynı tür hisse alırlar
ve ilerki aşamalarda aynı ölçüde finansal sulanmaya uğrarlar
(ÇN: para koyan ortak aldıkça senin hissen küçülüyor. Yani giren
para mevcut hissaderin hissesini "dilute" ediyor, sulandırıyor.).
Ne kadar hisse almalılar? Bu sizin ne kadar hırslı olduğunuza bağlı. Şirketinizin
yüzde x kadarını y dolar karşılığında vermeyi teklif ettiğiniz zaman,
örtülü olarak bütün şirket için de bir değer biçmiş olursunuz. Risk
yatırımları genelde bu rakamla tanımlanır. Eğer bir yatırımcıya 100,000
dolar karsılıgında var olanın %5'ine denk gelen miktarda hisse senedi
verirseniz, bu anlaşmayı iki milyon dolarlık bir (para alınmadan önceki)
değerleme üzerinden yapmışsınız demektir.
Şirketin değerinin ne olması gerektiğine nasıl karar vereceksiniz? Bunun
bilimsel bir yolu yok. Bu aşamada şirket sadece bir bahisten ibarettir. Ben
çekirdek sermaye topladığımız sırada bunun farkında değildim. Avukatımız
Julian şirkete birkaç milyon dolar değer biçmemiz gerektiğini düşünüyordu.
Bense o sırada sahip olduğumuz tek şey olan birkaç bin satırlık kodun
birkaç milyon dolar edeceğini iddia etmenin saçmalık olduğu kanaatindeydim.
Sonunda bir milyon dolarda anlaştık, çünkü Julian değerlemesi daha düşük
bir şirkete kimsenin yatırım yapmayacağını söyledi.
[6]
O sırada anlamadığım şey, değerlemenin sadece o ana kadar yazmış olduğumuz
kodun değeri olmadığıydı. Bu aynı zamanda bizim sonunda doğru olduğu ortaya
çıkan fikirlerimizin ve gelecekte yapacağımız çok yoğun çalışmaların da
değeriydi.
Bir sonraki fon bulma aşamasında gerçek risk sermayecisi şirketlerle iş
yapmanız gerekebilir. Ancak onlara yaklaşmak için çekirdek sermayenizin
tükenmesini beklemeyin. RS'ler karar vermekte yavaş davranır. Bu aylar
sürebilir. Onlarla pazarlık etmeye çalışırken paranızın bitmesi iyi olmaz.
Gerçek bir RS firmasından para almak, çekirdek sermaye bulmaktan daha büyük
bir iştir. Söz konusu olan paralar daha fazladır-genelde milyonlarla
ölçülürler. Bu yüzden anlaşmalar daha uzun zaman alır, sizi daha çok
finansal sulanmaya maruz bırakır ve daha ağır koşullar getirirler.
Bazen RS'ler kendi seçtikleri birisini CEO pozisyonuna getirmek isterler.
Genelde bahaneleri de, iş dünyası geçmişi olan, olgun ve deneyimli birisine
ihtiyacınız olduğudur. Bazı durumlarda bu doğru olabilir. Öte yandan Bill
Gates gençti, deneyimsizdi ve hiç iş dünyası geçmişi yoktu, ama fena da iş
çıkarmadı. Steve Jobs kendi şirketinden olgun, deneyimli ve iş dünyası
geçmişi olan ve daha sonra şirketi batıran birisi tarafından kovuldu. Bu
yüzden iş dünyası geçmişi olan, olgun ve deneyimli insanların abartılıyor
olabileceğini düşünüyorum. Biz bu kişilere haber spikeri
(ÇN: "konu mankeni"nin konuşan hali ;-) derdik, çünkü
bakımlı saçları, kalın ve kendine güvenli sesleri olurdu ve genelde de
optik suflörde okuduklarından pek fazla bir şey bilmezlerdi.
Bazı RS'lerle görüştük ama sonunda startup'ımızı tamamen melek parasıyla
finanse ettik. En büyük neden, marka bir RS'nin anlaşmanın parçası olarak
bize bir haber spikeri kakalamasından korkmamızdı. Eğer bu kişi sadece
basın açıklamaları yaparak tatmin olabilecekse durumun sakıncası
olmayabilirdi, ama ya şirketi yönetmekte söz sahibi olmak isteseydi?
Yazılımımız çok karmaşık olduğu için bu bir felakete yol açardı. Çalışma
biçimi tamamiyle daha iyi teknolojiyle kazanmaya dayalı bir şirkettik.
Stratejik kararların çoğu teknoloji hakkındaydı ve bunlarda yardıma
ihtiyacımız yoktu.
Bu aynı zamanda halka açılmamamızın da nedeniydi. 1998'de CFO'muz beni bunu
yapmaya ikna etmeye çalıştı. O günlerde "köpek maması" portalı
(ÇN: dogfood portal, PG büyük ihtimalle
pets.com'u
kast ediyor) olarak bile halkaaçılmak mümkündü ve biz gerçek bir ürünü ve geliri olan bir şirket olarak
başarılı olabilirdik. Ama ben bunun bir "haber spikeri" , yani "Wall Street'in
dilini konuşabilen" birisini almamız demek olmasından korktum.
Google'ın bu genel eğilime karşı koyduğunu görmekten memnunum. Halka
açıldıklarında Wall Street'in dilini bilmiyorlardı, Wall Street de alım
yapmadı. Ve şimdi Wall Street toptan kafasını duvarlara vuruyor. Bir dahaki
sefere dikkatli olacaklardır. Para söz konusu olduğunda Wall Street yeni
dilleri çabuk öğrenir.
RS'lerle pazarlık gücünüz düşündüğünüzden daha fazladır. Bunun nedeni de
diğer RS'lerdir. Artık bazı RS'leri tanıyorum ve onlarla konuştuğunuzda
görüyorsunuz ki, bu talebin arzdan çok olduğu bir piyasadır. Şu anda bile
çok az sayıda iyi anlaşmanın peşinde olan çok fazla para var.
RS'ler bir piramit oluştururlar. En üstte Sequoia ve Kleiner Perkins gibi
ünlü olanlar vardır ama altlarında da adını hiç duymadığınız çok sayıda
firma bulunur. Bunların ortak noktaları, hepsinden gelen bir doların bir
dolar etmesidir. Çoğu RS size sadece para değil bağlantı ve tavsiye de
sağladıklarını söyleyecektir. Eğer Vinod Khosla, John Doerr veya Mike
Moritz'le konuşuyorsanız bu doğrudur. Ancak böyle gelen tavsiye ve
bağlantılar çok pahalıya mal olabilir. Ve besin zincirinde aşağı doğru
indikçe RS'ler hızla aptallaşırlar. Tepeden birkaç basamak indiğinizde
Wired okuyarak birkaç yeni sözcük öğrenmiş bankerlerle konuşuyor
olacaksınız ("Ürününüz XML kullanıyor mu?"). Bu yüzden deneyim ve bağlantı
iddialarına şüpheyle yaklaşmanızı öneririm. Temelde RS bir para kaynağıdır.
Benim eğilimim en çok parayı en kısa zamanda ve en az koşulla veren
teklifi kabul etmek olurdu.
RS'lere ne kadar bilgi vermek gerektiğini düşünebilirsiniz. Bunu yapın da,
çünkü gün gelir bazıları rakiplerinizin finansörü olabilir. Bence en iyisi
göze batacak şekilde ağzı sıkı olmamak ama onlara her şeyi de
anlatmamaktır. Ne de olsa çoğu RS'nin dediği gibi, onlar fikirlerden çok
insanlarla ilgilenirler. Fikriniz hakkında konuşmanızı istemelerinin esas
amacı fikriniz hakkında değil, sizin hakkınızda hüküm vermektir. Ne
yaptığınızı biliyor izlenimi verdiğiniz sürece, büyük olasılıkla onlardan
bazı şeyleri saklayabilirsiniz.
[7]
Paralarını istemeseniz de olabildiğince çok sayıda RS'yle konuşun çünkü a)
sizi satın alacak bir şirketin yönetim kurulunda olabilirler ve b) eğer
etkileyici görünürseniz rakiplerinize yatırım yapmak konusunda bir kez daha
düşüneceklerdir. Özellikle amacınız sadece kendinizi tanıtmaksa ve para
istemiyorsanız, bir RS'ye ulaşmanın en etkili yolu ara sıra startup'ların
kendilerine sunum yapması için düzenlenen konferanslardır.
Harcamamak
Yatırımcılardan gerçek bir para akışı sağlayabilirseniz bununla ne
yapmalısınız? Harcamamalısınız, işte yapmanız gereken bu. Başarısız olan
hemen hemen her startup'ta ölümü getiren en son neden paranın bitmesidir.
Genellikle asıl neden daha derinlerde yatar. Ancak en son neden bile olsa,
ölümü getiren bir şeyden kaçınmak için uğraşmaya değerdir.
Internet Balonu zamanında birçok startup hızla "büyük" olmaya çalıştılar.
Ideal olarak bu, hızla çok müşteri edinmek demekti. Ama anlamı çok kişiyi
hızla işe almak olarak kaydırmak da kolaydı.
Bu iki senaryodan elbette ki hızla çok müşteri edinileni tercih edilmeli.
Ancak bu bile abartılmış olabilir. Amaç ilk olup bütün müşterileri almak,
rakiplere hiçbir şey bırakmamaktır. Ama bence çoğu işte piyasaya ilk giren
olmanın avantajı o kadar da müthiş değil. Yine Google iyi bir örnek. İlk
ortaya çıktıklarında arama, markalarını oluşturmak için milyonlar harcamış
olan büyük oyuncuların, yani Yahoo, Lycos, Excite, Infoseek, Altavista ve
Inktomi'nin hüküm sürdüğü olgunlaşmış bir pazar gibi görünüyordu. 1998
şüphesiz ki bu pazara girmek için çok geçti.
Fakat Google'ın kurucularının da bildiği gibi, arama işinde markanın değeri
sıfıra yakındır. Herhangi bir anda gelip daha iyi bir şey üretebilirsiniz,
ve kullanıcılar zamanla sizin ürününüze geçer. Bunu vurgulamak istercesine,
Google hiçbir zaman reklam yapmadı. Uyuşturucu madde satıcısı gibiler; malı
satıyorlar, ama kendileri kullanmayacak kadar akıllılar.
Google'ın sildiği rakipleri o milyonları yazılımlarını geliştirmeye
harcasalardı daha iyi ederlerdi. Geleceğin startup'ları bu hatadan ders
almalıdır. Ürünlerin sigara, votka ya da çamaşır deterjanı gibi
farklılaşmamış olduğu bir pazarda değilseniz, marka reklamına çok harcama
yapmak bir çöküş işaretidir. Ve Web'de farklılaşmamış iş yok gibidir.
Çöpçatan siteleri şu aralar olgunlaşmış olduklarını açıkça gösteren büyük
reklam kampanyaları sürdürüyorlar (Hmmm, pazarlamacılar tarafından
yönetilen bir şirket kokusu alıyorum).
Biz koşullar yüzünden yavaş yavaş büyümek zorundaydık ve şimdi bakınca
bunun iyi bir şey olduğunu görüyorum. Bütün kurucular şirketteki her işi
yapmayı öğrendiler. Yazılım yaptığım gibi, satış ve kullanıcı desteğiyle de
uğraşmak zorundaydım. Satışlarda pek iyi değildim. Israrcıydım, ama iyi bir
satıcının tatlı diline sahip değildim. Potansiyel müşterilere verdiğim
mesaj şuydu: çevrimiçi satış yapmamanız aptallık olur ve eğer çevrimiçi
satış yaparsanız başkasının yazılımını kullanmanız aptallık olur. Bunların
ikisi de doğruydu, ama insanları ikna etmenin yolu bu değil.
Ancak kullanıcı desteğinde çok başarılıydım. Hem ürün hakkında herşeyi
bilen, hem de bir hata varsa mütevazı bir tavırla özür dileyip hemen o anda
sizinle konuşurken bunu düzelten bir kullanıcı destek elemanı düşünün.
Müşteriler bize bayılıyorlardı. Biz de onlara bayılıyorduk, çünkü kulaktan
kulağa yayılarak yavaş yavaş büyüyorsanız, ilk kullanıcı kitleniz sizi
kendi kendilerine bulacak kadar zeki olan kimselerden oluşur. Bir
startup'ın ilk safhalarında zeki kullanıcılardan daha değerli bir şey
yoktur. Eğer onlara kulak verirseniz, nasıl kazanan bir ürün yapacağınızı
size harfi harfine anlatırlar. Üstelik bu tavsiyeleri bedava vermekle
kalmayıp, üzerine bir de size para verirler.
Resmi başlangıcımız 1996'nın başlarıydı. O yılın sonuna doğru yaklaşık 70
kullanıcımız vardı. Devir "hızla büyük ol" devri olduğundan, çok küçük ve
tanınmamış olmamız beni endişelendirirdi. Ama aslında biz tam da doğru olan
şeyi yapıyorduk. "Büyük" olduktan sonra (kullanıcı veya çalışan itibarıyla)
ürününüzü değiştirmeniz zorlaşır. O yıl uygulamada bizim yazılımımızı
geliştirmemiz için bir laboratuvar oldu. Yılın sonunda rakiplerimizden o
kadar ilerideydik ki, bize yetişmek konusunda hiçbir umutları yoktu.Ve
bütün hacker'lar kullanıcılarla konuşarak saatler geçirmiş olduğu için,
çevrimiçi ticareti herkesten iyi anlıyorduk.
Bir startup olarak başarılı olmanın anahtarı burada. İşinizi anlamanızdan
daha önemli hiçbir şey yok. Bir işin içinde olan herhangi bir kimsenin
konumu gereği konuyu anladığını düşünebilirsiniz. Hiç öyle değil. Google'ın
gizli silahı sadece arama işini anlamalarıydı. Google ortaya çıktığında ben
Yahoo'da çalışıyordum ve Yahoo aramayı anlamıyordu. Bunu biliyorum, çünkü
bir kere oradaki yetkili kişileri aramayı iyileştirmemiz gerektiğine ikna
etmeye çalıştım ve aldığım yanıt o zamanki şirket politikasının bana
tekrarlanması oldu: artık Yahoo sadece bir "arama motoru" değildi. Arama
artık sayfa ziyaretlerimizin sadece küçük bir yüzdesiydi, bir aylık
büyümeden azdı ve artık bir "medya şirketi" ya da "portal" ya da her ne
isek ondan olduğumuza göre, aramanın bir göbek bağı gibi kuruyup düşmesine
müsaade edilebilirdi.
Aramalar sayfa ziyaretlerinin küçük bir kısmı olabilir ama önemli bir
kısmıdır, çünkü bunlar Web oturumlarının başladığı sayfa ziyaretleridir.
Sanırım Yahoo artık bunu anladı.
Google diğer Web şirketlerinin hala anlamadığı başka birkaç şeyi daha
anlıyor. Bunların en önemlisi reklam verenlerin para vermesine ve
kullanıcıların vermemesine rağmen, kullanıcıların reklam verenlerden önce
gelmesinin gerektiği. En hoşuma giden araba çıkartmalarından biri şöyle:
"eğer halk önderlik ederse, yöneticiler peşlerinden gelir". Bunu Web'e
uygun olacak şekilde değiştirirsek şöyle olur: "bütün kullanıcıları kazan,
ve reklam verenler peşlerinden gelir". Daha genel bir ifadeyle, ürününüzü
öncelikle kullanıcıları memnun etmek amacıyla tasarlayın ve ondan sonra
bundan nasıl para kazanabileceğinizi düşünün. Eğer önce kullanıcıları
düşünmezseniz, düşünen rakiplerinize fırsat vermiş olursunuz.
Kullanıcıların seveceği bir şey yapmak için onları anlamanız gerekir. Ve
büyüdükçe bunu yapmak zorlaşır. O yüzden derim ki "yavaş yavaş büyük olun".
Fonlarınızı ne kadar yavaş harcarsanız, öğrenmek için de o kadar fazla
zamanınız olacaktır.
Paranızı yavaş harcamanız için diğer bir neden de bir ucuzculuk kültürü
teşvik etmektir. Bu Yahoo'nun anladığı bir şeydi. David Filo'nun ünvanı
"Yahoo Şefi"ydi, ama o resmi olmayan ünvanının "Yahoo Cimrisi" olmasından
gurur duyardı. Biz Yahoo'ya geldikten kısa bir süre sonra dizin
hiyerarşimizde dolaşmış olan Filo'dan, pahalı RAID sürücülerinde bu kadar
çok veri tutmamızın gerçekten de gerekli olup olmadığını soran bir e-posta
aldık. Bundan etkilenmiştim. Yahoo'nun piyasa değeri o zaman çoktan
milyarlara ulaşmıştı ve onlar hala birkaç gigabyte'lık disk alanının israf
edilmemesiyle ilgileniyorlardı.
Bir RS firmasından birkaç milyon dolar aldığınızda kendinizi zengin
hissedebilirsiniz. Öyle olmadığınızın farkına varmanız önemlidir. Zengin
şirket büyük gelirleri olan şirkettir. Bu para ise gelir değildir.
Yatırımcıların gelir elde etmeniz umuduyla size verdiği paradır. Yani,
bankadaki milyonlara rağmen siz hala fakirsiniz.
Startup'ların çoğu için örnek bir hukuk firması değil, bir yüksek lisans
öğrencisi olmalıdır. Pahalı ve etkileyiciyi değil, hoş ve ucuzu hedefleyin.
Bizim için bir startup'ın bunu anlayıp anlamadığının sınavı Aeron
sandalyeleri olup olmadığıydı. Aeron Internet Balonu sırasında piyasaya
çıkmıştı ve startup'lar arasında çok gözdeydi. Özellikle de o zamanlar çok
yaygın olan, RS'lerin verdiği parayla evcilik oynayan bir grup çocuk
tipindeki startup'larda. Bizim ofis sandalyelerimiz o kadar ucuzdu ki,
kolları düşüyordu. Bu o aralar biraz utandırıcıydı, ama geriye dönüp
bakınca ofisimizdeki öğrenci atmosferinin farkında olmadan doğru yaptığımız
şeylerden biri olduğunu anlıyorum.
Ofislerimiz Harvard Meydanında üç katlı ahşap bir binadaydı. 1970'lere
kadar filan apartman olarak kullanılmıştı ve banyoda hala pençe ayaklı bir
küvet vardı. Bir zamanlar orada tuhaf bir kişi yaşamış olmalı, zira
duvarlardaki birçok çatlak kozmik ışınlardan korunmak istenilmiş gibi
aluminyum folyoyla doldurulmuştu. Önemli konuklarımız geldiğinde düşük
üretim değerleri yüzünden kendimizi biraz mahcup hissederdik. Ama aslında
orası bir startup için mükemmel bir yerdi. Rolümüzün büyük şirket
kasıntıları değil, haddini bilmeyen itilip kakılmışlar olduğunu hissederdik
ve bu da tam olması gereken ruh hali.
Bir apartman dairesi aynı zamanda yazılım geliştirmek için doğru yerdir.
Eğer denediyseniz bilirsiniz, bölmelerle dolu ofisler bu konuda
felakettir. Hiç evde kurcalamanın iş yerindekine göre ne kadar daha kolay
olduğu dikkatinizi çekti mi? O halde niye iş yerini biraz daha ev gibi
yapmayalım?
Bir startup için yer ararken profesyonel görünmesi gerektiğini düşünmeyin.
Profesyonel iyi iş çıkarmak demektir, asansörler ve cam duvarlar değil.
Çoğu startup'a başlarda şirket mekanlarından kaçınarak gidip bir daire
kiralamalarını salık veririm. Bir startup'taysanız ofisinizde yaşamanız
gerekecektir, o halde niye içinde yaşama üzere tasarlanmış bir yer ofisiniz
olmasın?
Daha ucuz ve çalışmaya daha elverişli olmalarının yanı sıra, apartman
daireleri ofis binalarından daha iyi yerlerde olurlar. Ve bir startup için
yer çok önemlidir. Üretkenliğin anahtarı, insanların akşam yemeğinden sonra
işe dönmesindedir. Telefonların sustuğu bu saatler iş çıkarmak için
kesinlikle en iyi zamanlardır. Bir grup çalışan birlikte yemeğe gidip
fikirleri üzerinde konuştuğunda ve bunları uygulamak üzere ofislerine geri
döndüklerinde ortaya harika şeyler çıkar. Bu yüzden akşam saat 6'dan sonra
hayalet şehir haline gelen kasvetli bir iş merkezi yerine, etrafında birçok
restoran olan bir mekanda olmayı tercih edin. Bu değişim ne kadar geç
olursa olsun, şirket herkesin akşam yemeği için banliyödeki evlerine gitmek
üzere arabasına atladığı bir düzene kavuştuğunda, olağanüstü değerli bir
şey kaybettiniz demektir. Eğer bir de işe bu tarzda başlarsanız, Tanrı
yardımcınız olsun.
Bugün bir startup kuracak olsam, bunu sadece şu üç yerden birinde yapmayı
düşünebilirim: Red Line üzerinde Central, Harvard veya Davis Meydanlarının
yakınında (Kendall fazla durgun); Palo Alto'da University veya California
Caddelerinde; ve Berkeley'de kampüsün hemen kuzeyinde veya güneyinde.
Bildiğim uygun atmosfere sahip yerler sadece bunlar.
Para harcamamanın en önemli yolu işe alım yapmamak. Biraz uç düşünüyor
olabilirim, ama bence eleman almak bir şirketin yapabileceği en kötü şey.
Bir kere insanlar en kötü gider türü olan tekerrür eden harcamalardandır.
Aynı zamanda mekanınıza sığmayıp belki de yazılımınızı kötüleştirecek
sevimsiz bir ofis binasına taşınmanıza neden olurlar. Ama en kötüsü sizi
yavaşlatmalarıdır: başınızı birisinin ofisinden içeri uzatıp ona bir fikir
danışmak yerine sekiz kişiyle bu konuda toplantı yapmanız gerekir. Bu
yüzden işe ne kadar az insan alırsanız, o kadar iyi olur.
Internet Balonu devresinde birçok startup bunun tersi bir politika
uyguladı. Sanki bir işin adını ünvanında taşıyan bir eleman olmazsa o iş
yapılamazmış gibi, bir an önce çalışanlarla dolmak istediler. Bu büyük
şirketlerin düşünüş tarzıdır. Önsel bir organizasyon şemasındaki boşlukları
doldurmak için eleman almayın. Birisini işe almak için tek neden, yapmak
istediğiniz ancak yapamadığınız bir şeyi yapması içindir.
Eğer işe alım yapmak pahalıysa ve sizi yavaşlatıyorsa, niçin hemen hemen
bütün şirketler bunu yapıyor? Sanırım bunun esas nedeni insanların
kendileri için çalışan bir sürü kişi olması fikrinden hoşlanmaları. Bu zaaf
çoğu zaman ta CEO'ya kadar uzanır. Eğer bir gün bir şirket idare etmek
durumunda kalırsanız, insanların size en sık sorduğu sorunun çalışan
sayınız olduğunu göreceksiniz. Bu onların sizi tartma yöntemidir. Bunu
soran sadece rastgele insanlar değildir; muhabirler bile sorar. Ve eğer
yanıtınız on yerine bin olursa çok daha fazla etkileneceklerdir.
Bu sahiden de gülünç bir durum. Eğer iki şirketin geliri aynıysa, daha az
çalışanı olan daha etkileyicidir. İnsanlar bana startup'ımızda kaç kişinin
çalıştığını sorduklarında ve ben "yirmi" diye yanıt verdiğimde, onların
bizim pek de ehemmiyetli olmadığımızı düşündüklerini görebiliyordum. O
zaman şunu eklemek istiyordum: "fakat sürekli tozunu attırdığımız ana
rakibimizin yüz kırk elemanı var, bu yüzden iki rakamdan büyüğü için aferin
alabilir miyiz?"
Ofis mekanı gibi, çalıştırdığınız eleman sayısı da etkileyici görünmekle
etkileyici olmak arasında yapılan bir tercihtir. Lisede inek olanlarınız bu
tercihi bilir. Bir şirket kurduğunuzda da bunu yapmaya devam edin.
Kurmalı mısınız?
Peki ama bir şirket kurmalı mısınız? Bunu yapmaya uygun yapıda bir insan
mısınız? Öyleyseniz bile, bunu yapmaya değer mi?
Bir startup kurmaya uygun yapıda olduğunun farkında olan insanlardan daha
fazlası aslında böyledir. Bu yazıyı yazmamın esas sebebi bu. Şu anda
olduğundan on kat daha fazla startup olabilirdi ve bu da herhalde iyi bir
şey olurdu.
Şimdi görüyorum ki ben tam startup kuracak bir insanmışım. Fakat bu fikir
ilk başta beni çok korkutuyordu. Bir Lisp hacker'ı olduğum için bunu yapmak
zorunda kaldım. Danışmanlık yaptığım şirket zorluklar yaşıyordu ve Lisp
kullanan çok fazla başka firma da yoktu. Başka bir dilde programlama
düşüncesine tahammül edemediğimden (başka bir dilin C++ demek olduğu
1995'ten söz ettiğimizi hatırlayın), tek seçenek Lisp kullanan yeni bir
şirket kurmak gibi görünüyordu.
Bunun kulağa inandırıcı gelmediğinin farkındayım, ama eğer siz de bir Lisp
hacker'ıysanız ne demek istediğimi anlarsınız. Ve eğer bir startup kurma
düşüncesi beni buna sadece mecburiyetten girişecek kadar korkutuyor idiyse,
bu işi iyi yapacak ancak denemeye çekinen birçok insan olmalı.
Kim startup kurmalı? Para problemini alışılagelmiş bir çalışma hayatı
boyunca maaş almak yerine bir defada çözmek isteyen, 23 ila 38 yaşlarında
iyi hacker'lar.
İyi bir hacker'ın ne olduğunu tam olarak tanımlayamam. Birinci sınıf bir
üniversitede bu, bilgisayar bilimi bölümü öğrencilerinin en iyi yüzde
ellisini kapsayabilir. Fakat elbette hacker olmak için bilgisayar bilimi
okumanız gerekmiyor; ben üniversitede felsefe okudum.
İyi bir hacker olup olmadığınızı anlamanız özellikle de gençken zordur.
Neyse ki, startup kurma süreci iyileri kendiliğinden seçer. İnsanları
startup kurmaya iten (ya da itmesi gereken) şey varolan teknolojiye bakıp,
"bu adamlar x, y ve z'yi yapmaları gerektiğinin farkında değiller mi?" diye
düşünmektir. Ve bu aynı zamanda bir kimsenin iyi bir hacker olduğunun
işaretidir.
Alt sınırı 23 olarak belirlememin nedeni o yaşta beyninize bir şey olması
değil, kendi işinizi yönetmeye başlamadan önce var olan bir örneği görmeniz
gerekmesi. Bu örneğin bir startup olması gerekmiyor. Ben üniversitede
okumak için aldığım kredileri ödemek için bir yılımı bir yazılım şirketinde
çalışarak geçirdim. Yetişkin hayatımın en kötü senesiydi, ama farkında
olmadan yazılım işi hakkında birçok değerli ders öğrendim. Bu örnekte
bunlar genelde olumsuz derslerdi: çok toplantı yapma, birden fazla insanın
sahip olduğu kod bölümlerin olmasın, şirketi satış ile ilgili biri
yönetmesin, üst uç bir ürün imal etme, kodun fazla büyük olmasın, hataları
bulmayı Kalite Güvence'ye bırakma, ürün aralarını uzun tutma,
geliştiricileri kullanıcılardan soyutlama, Cambridge'den Route 128'e
taşınma ve benzerleri.
[8]
Fakat olumsuz dersler de olumlular kadar
değerlidir. Hatta belki daha bile değerlidir: çok parlak bir performansı
tekrarlamak zordur ama hatalardan kaçınmak daha basittir.
[9]
23 yaşından önce şirket kurmanın zor olmasının diğer bir nedeni de
insanların sizi ciddiye almayacak olmasıdır. RS'ler size güvenmeyecektir,
ve fon vermenin karşılığı olarak sizi bir maskot konumuna indirgemeye
çalışacaklardır. Müşteriler cayıp onları ortada bırakacağınızdan
korkacaklardır. Çok sıradışı değilseniz, siz kendiniz bile bir dereceye
kadar yaşınızın farkında olursunuz; yaşça sizden çok daha büyük birisinin
patronu olmayı yadırgarsınız ve eğer 21 yaşındaysanız, sadece yaşça sizden
küçükleri işe almak seçeneklerinizi çok kısıtlar.
Bazı insanlar herhalde isterlerse 18 yaşında şirket kurabilirler. Bill
Gates Paul Allen'la Microsoft'u kurduğunda 19 yaşındaydı (ama Paul Allen
22'ydi ve bu büyük ihtimalle bir fark yaratmıştır). Yani eğer "ne dersen
de, ben şimdi gidip bir şirket kuracağım" diye düşünüyorsanız, bunun
üstesinden gelebilecek bir kişi olabilirsiniz.
Diğer sınır olan 38'de daha çok esneklik var. Bu sınırı koymamın bir nedeni
bu yaştan sonra pek fazla insanın gereken fiziksel dayanıklılığa sahip
olmadığını düşünmem. Haftada yedi gün her gece 2'lere, 3'lere kadar
çalışırdım. Şimdi bunu yapabileceğimden emin değilim.
Bunun yanında startup'lar mali olarak büyük bir risktir. Başarısızlığa
uğrayıp 26 yaşınızda parasız kalırsanız ne farkeder ki; 26 yaşındaki pek
çok insan parasızdır. 38 yaşınıza geldiğinizde, hele bir de çocuklarınız
varsa çok fazla risk alamazsınız.
En sonuncu testim en kısıtlayıcı olan olabilir. Gerçekten de bir startup
kurmak istiyor musunuz? Bunu yapmak ekonomik olarak iş hayatınızı mümkün
olan en küçük aralığa sıkıştırmaktır. Sıradan bir tempoda 40 yıl çalışmak
yerine, deliler gibi dört sene çalışırsınız. Ve belki de elinize hiçbir şey
geçmez - ama o durumda iş büyük olasılıkla dört yıl sürmez.
Bu süre zarfında çalışmaktan başka çok az şey yapacaksınız, çünkü siz
çalışmadığınız zaman rakipleriniz çalışıyor olacak. İş dışında yapabildiğim
iki şeyden biri çalışmaya devam edebilmek için zaten yapmaya ihtiyaç
duyduğum koşmak ve her gece onbeş dakika kitap okumaktı. O üç sene içinde
toplam iki ay kız arkadaşım oldu. İki haftada bir birkaç saatliğine ikinci
el bir kitap dükkanına veya bir arkadaşın evine yemeğe gidiyordum. İki kere
ailemi görmeye gittim. Bunların dışında sadece çalıştım.
Çalışmak çoğu zaman zevkliydi, çünkü birlikte çalıştığım insanlar en iyi
arkadaşlarım arasındaydı. İşin bazen teknik olarak ilginç olduğu bile
oluyordu. Fakat bu toplamın sadece %10 kadarında böyleydi. Geri kalan %90
için söyleyebileceğim en iyi şey, bir kısmının sonradan düşününce o anda
göründüğünden daha komik olduğu. Mesela Cambridge'de elektriklerin altı
saat kadar süreyle kesildiği ve bizim de ofisin içinde benzinle çalışan bir
jeneratör kullanmaya kalkma hatasını yaptığımız gün. Bunu bir daha
denemeyeceğim.
Bir startup'ta uğraşmanız gereken saçmalık miktarının sıradan bir iş
hayatında katlanacağınızdan daha çok olduğunu zannetmiyorum. Aslında büyük
olasılıkla daha azdır, zira kısa bir zaman dilimine sıkıştırılmıştır. Yani
bir startup'ın size kazandırdığı şey zamandır. Kurup kurmamakta karar
veremiyorsanız böyle düşünün. Eğer para problemini 40 yıl maaşla çalışmak
yerine bir defada ve temelli olarak halletmek isteyen türde bir insansanız,
startup kurmanız anlamlı olur.
Birçok kimse için çatışma startuplar ve yüksek lisans eğitimi arasında
oluyor. Yüksek lisans öğrencileri tam yazılım startup'ları kurabilecek
yaşta ve nitelikte insanlar. Ama eğer bunu yaparsanız akademik kariyer
şansınızı kaçırmaktan korkabilirsiniz. Ancak özellikle de ilk başlarda hem
bir startup'ın parçası olmak, hem de yüksek lisans eğitimine devam etmek
mümkün. İlk üç hacker'ımızdan ikisi tüm bu süre boyunca öğrenciydiler ve
her ikisi de mezun oldu. Tembellik eden bir yüksek lisans öğrencisi kadar
güçlü enerji kaynağı az bulunur.
Eğer okulu bırakmanız gerekirse de, en kötü durumda bile bu çok
sürmeyecektir. Eğer bir startup başarısız olursa büyük olasılıkla akademik
hayata dönmenize izin verecek kadar hızlı başarısız olacaktır. Eğer
başarılı olursa da, yardımcı doçent olmak için artık yanıp tutuşmadığınızı
keşfedebilirsiniz.
Eğer yapmak istiyorsanız, yapın. Bir startup kurmak dışarıdan göründüğü
gibi gizemli bir şey değildir. Yapabilmek için "iş" bilmeniz gereken bir
şey değildir. Kullanıcıların sevecekleri bir şey yapın ve kazandığınızdan
daha az harcayın. Bunun neresi zor?
* Bu belge
Paul Graham'ın 2005 yılının Mart ayında yayınladığı
"How To Start A Startup" başlıklı makalesinin çevirisidir. Çeviri Gülsün Arıkan tarafından gerçekleştirilmiş, son düzeltmeler
Emre Sevinç ve Bülent Murtezaoğlu tarafından yapılmıştır. Paul Graham'a yazısının
Türkçe çevirisini yayınlamamıza izin verdiği için teşekkür ederiz.
Bu yazının tartışma adresi
fazlamesai.net'tir.
** ÇN: "startup"
için uygun bir karşılık bulunamadığı (ve bulunanlar beğenilmediği için) bu
halde bırakıldı.
Notlar
[1]
Google'ın yıllık geliri iki milyar dolar civarında, ama yarısı başka
sitelerdeki reklamlardan geliyor.
[2]
Startup'ların yerleşmiş şirketlere göre avantajı, iş kurmak konusunda
ayrımcılık yasalarının olmamasıdır. Mesela ben bir startup'ı küçük
çocukları olan veya olma ihtimali yüksek olan bir kadınla kurmak
istemezdim. Ama potansiyel çalışanlarınıza çocuk yapmayı düşünüp
düşünmediklerini sormanız yasak. İster inanın ister inanmayın, şu anki ABD
yasalarına göre zekaya dayalı ayrımcılık yapmak bile yasak. Ancak bir
şirketi kurma aşamasındayken bunu kimle yapacağınız konusunda istediğiniz
her konuda ayrımcılık yapabilirsiniz.
[3]
Hacker'lık öğrenmek işletme okulundan çok daha ucuza gelir, çünkü
çoğunu kendi başınıza yapabilirsiniz. Bir Linuxlu makine parası, K&R'nin
bir kopyası ve komşunuzun onbeş yaşındaki oğlunun birkaç saatlik
tasviyeleriyle epeyi yol katetmiş olursunuz.
[4]
Bundan çıkan sonuç: Şirketlerin en büyüğü olan devlete bir şeyler
satmak amacıyla bir startup kurmaktan kaçının. Evet, onlara teknoloji
satmak için birçok fırsat var. Ama bırakın bu startup'ları başkaları
kursun.
[5]
Almanyada bir şirket kurmuş olan bir arkadaşım, orada kırtasiyeye önem
verdiklerini ve orada bunun daha bile çok olduğunu söyledi. Bu da niye
Almanya'da daha çok startup olmadığını açıklıyor.
[6]
İlk çekirdek sermayemiz Julian'ın prototip geliştirmemiz için verdiği
8.000 dolardı. Ancak bunun değerlemesinin ne olduğunu söylemek zor, zira
Julian aynı zamanda bütün hukuki işlerimizi yaptı, bize son derece değerli
tavsiyelerde bulundu ve bize daha saygıdeğer bir görüntü kazandırdı. Eğer
bir rakam söylemem istenirse sadece para kısmı için değerleme iki veya üç
yüzbin dolar olabilir.
[7]
Aynı şey sizi satın almak ister gibi görünen şirketler için de
geçerlidir. Fikirlerinizi öğrenmek için bu kisve altında size yaklaşan
birkaç tane olacaktır. Ama bunların hangileri olduğunu kesin olarak
anlamanız mümkün olmadığından, en iyi tutum tamamen açık gibi görünmek,
fakat birkaç kritik teknik sırrı atlamaktır.
[8]
Ben de buranın kötü bir şirket olduğu kadar kötü bir çalışandım. Orada
benimle çalışmak durumunda kalmış herkesten özür dilerim.
[9]
Sanırım herşeyi DMV'nin (ABD'de Taşıtlar Dairesi [ÇN: Ehliyet ruhsat
plaka işleri icin manasız kuyruklarda beklenen, elli türlü formu olan
azap yeri]) tam tersi şeklinde yaparak iş dünyasında nasıl başarılı
olunacağı üzerine bir kitap yazmak mümkün olur.
Trevor Blackwell, Sarah Harlin, Jessica Livingston ve Robert Morris'e bu
yazının taslaklarını okudukları için ve Steve Melendez ile Gregory Price'a
beni konuşmaya davet ettikleri için teşekkür ederim..